MİLLİ BİR OLAY
01.08.2002 / Bitlis
İnsanoğlu yaratıldığında bayana verildi o hazine…büyük emanet…Bekaret!... Yıllarca namus göstergesi oldu hayat yolunda. Sonra yüzyıllar, her türlü pisliği sırtında taşıyan 20. ile karşılaştığında sarsıldı bu emanette diğerleri gibi…
Ve erkekler, yani bizler farkına varmak istemedik ortada olan manevi emanetin. Toplum bizi kandırdı. Bizi bizler kandırdık aslında. Erkek hıyanet ettiğinde “çapkınlık”, kadın hıyanet ettiğinde “orospuluk” dedik adına.
Malı peşkeş çekenle, hırsızlık yapan arasına dağlar koyduk fark niyetine.
Temiz olmayanlar utanmadan temiz aradılar ve istediler. “bu ne büyük saçmalıkdır bre” diyen çıkmadı.
Erkeklerin konumu farklıydı. Bizler belli yaşa geldiğimizde milli formayı giymeliydik aslanlar gibi. Sonra çevre ne derdi. Rezil olurduk. Erkek, bu onurlu formayı erkenden geçirmeliydi sırtına…
Gün geldi “modernite” dendi bu toplumsal iğrençliğe. Devir değişmişti. İğrenç bir devirde yaşamanın gereklerini yerine getirmeliydik gururla. Teknoloji gelişmişti. Ama gelişen teknoloji vicdan yırtığını bir türlü onaramıyordu…
Emaneti korumak isteyenlere; “bastırılmış cinsel yaşamın zararları” konulu baskılar yapılıyordu modernistler tarafından. Kutsal evliliği ayaklar altına alanlardı, bu baskının sponsorluğunu üstlenenler.
“Evleneceğiniz kişide ne gibi özellikler ararsınız” sorusu, belli kesime soruluyordu sürekli. Verilen cevaplar gözümüzü çıkarıyordu, sinir sistemimizi parçalayarak. Çünkü “benim özelliklerimde olsun” değildi verilen cevaplar. Olamazdıda… Sadakatin anlamını bilmeyen zavallılar sadakat arıyordu karşı cinsten utanmadan…
Ama şunuda biliyorlardı itiraf etmeselerde :
“Hayat yokuşundan aşağıya tencere olarak yuvarlandığımızdan beri, bizi sabırla bekleyen kapağa kızmanın” anlamsız olduğunu…
SANGOK

