ETKİNLİK

Sinema : METRODAN KAÇIŞ
Oyuncular : John Travolta & Denzel Washington
Yönetmen : Tony Scott
Yer : Ümraniye AFM Carrefour
Tarih : 19.08.2009
Puan : 4
Vasatın altında bir aksiyon filmi olmuş. Tony Scott’ın aksiyon sahnelerindeki ustalığını biliyoruz. Ancak Metrodan Kaçış’da izlediğim sahnelere bakarak; eğer filmin yönetmeninin kim olduğunu bilmiyor olsaydım bu filmin yönetmeninin Tony Scott olduğuna beni kimse inandıramazdı demem gerekiyor. Yalnızca finale yakın gördüğümüz araç takip ve kovalamaca sahneleri bile çok ucuz çekilmiş. Yakın görüntü ve kameranın yerinde durmayan, aşağı yukarı sağa sola sallanmasıyla oluşturulmaya çalışılmış acemi çekimi. İşlenen konunun da insanda merak uyandıracak bir etkisi yok. Kurgu çok zayıf kalmış. Açıkçası filmin sonunda ne olacak diye bir merak uyandırmıyor senaryo. İlk sahne bile çok klişe bir diyalog ile başlıyor ve insanın yüzünü ekşitmesine sebep oluyor. Metronun içinde sanki 150 km/h süratle gidiyormuş izlenimini veren görüntülerden dış çekime çıkınca bizim nostalji tramvaylarının hızında seyreden metro görüyorsunuz. Açıkçası Travolta’yı izlemek dışında filmde hiçbir hareketlilik yok. Washington ise zaten oldukça basit olan rolünde sırıtmamış. Sinemaya gidip izlemekten ziyade çok yakında ekranlara düşeceğinden emin olduğum bu film için az daha sabredin derim.

Sinema : MİLYONER
Oyuncular :
Yönetmen : Simon Beaufoy & Vikas Swarup
Yer : Meydan Cinebonus
Tarih : 16.03.2009
Puan : 9
8 Oscar’ı almış olması filmi izleme konusundaki kararsızlığımı ortadan kaldırmıştı. Vizyondan çıkmadan izlediğim için çok keyifliyim. Film hakkında yorum yapmadan önce sinemadan çıkarken kulağıma gelen “Helal olsun. Hintlilere bak nasıl film yapmışlar üstelik oscarları toplamış” özetli yorumların çok gülünç olduğunu ifade etmem gerek. Bir kere bu film ABD İngiltere ortak yapımı bir film. Yabancı bir yapım, sadece “En iyi yabancı film” oscarını alabilir. Bunun altını çizmek gerek bilmeyenler için. Filmin Hindistan’da çekiliyor olması ve Hint oyunculardan kurulu olması teknik açıdan Hint filmi gibi anlaşılıyor. Neyse… 8 Oscar’ı fazlası ile hak eden bir yapım. Uzun bir süredir farklı bir senaryo ve kurgu ile karşılaştım Milyoner sayesinde. Küçüğünden büyüğüne Hint oyuncular çok iyi bir iş çıkarmış. Çocukların hepsi birer oyuncu olmuş. Zaman zaman sizi gülümsetecek öğeler de içeren Milyoner’in görüntü yönetmenine, filmin müziklerine emek veren sanatçılara şapka çıkarıyorum ayrıca. Gitmeyenlere hararetle tavsiye edilir. Filmde eleştireceğim tek küçük ayrıntı; final sorusunun çok basit olmasıdır…

Sinema : RECEP İVEDİK 2
Oyuncular : Şahan Gökbakar
Yönetmen : Togan Gökbakar
Yer : Ümraniye AFM Carrefour
Tarih : 02.03.2008
Puan : 4
Recep İvedik 1 filmini beğenen ve oldukça gülen bir izleyici olarak İvedik’in 2. macerasını ilk film ile kıyaslamak kaçınılmaz. Bu kıyası iki alanda yapıyorum. Birincisi daha çok güldürdü mü sorusu? Bu soruya çok rahat “Hayır” cevabını verebilirim. Sadece Yoga sahnesinde ve filmin nine ile hastanedeki son nefes öncesi diyalogda ziyadesi ile güldüğümü söylemeliyim. Bunun dışında genel olarak İvedik karakterinin ne konuşacağını nasıl bir tavır sergileyeceğini tahmin ettiğimiz için tebessüm bile etmedim diyebilirim. Ancak bunda Şahan Gökbakar’ın cinsellik üzerinden güldürme amacını fazla abartması etken… Ağızda gargara, kusma gibi mide bulandırıcı eylemlerin fazlaca olması da güldürmekten ziyade iğrendirme öğesini amaçlamış gibi. İkinci kıyası oyunculuk konusunda yaparsak; ilk filme göre ana karakterin dışındaki tüm oyuncuların zorlama bir oyunculuk sergiledikleri çok aşikâr. Tabi ki filmin oyunculuk anlamında bir başarı beklentisine cevap vermediğini biliyoruz. Ama yine de ilk filmde Tuluğ Çizgen Hakan Bilgin gibi usta oyuncular rol almışlardı ve rollerini ne kadar kolayda olsa ustalıkları ile kotarmışlardı. İkinci İvedik’de rol alan oyuncularda ne ifade gücü, ne mimik, ne ses tonu her şey sırıtıyor. Fason oyunculuk… Şahan Gökbakar’ın babaannesi de aynı zorlama oyunculuktan! nasibini almış. Çok sırıtıyor ve çok kötü bir performansı var. Bu açığı yaşlı bir insana küfür ettirerek kapama anlayışı da aynı oranda berbat bir şey. Özetle Recep İvedik 2 olmamış. İlkini çok sevmiştim. İkincisi için sadece kötü demek kalıyor bana…

Sinema : BAY EVET
Oyuncular : Jim Carrey
Yönetmen : Peyton Reed
Yer : Ümraniye AFM Carrefour
Tarih : 09.02.2009
Puan : 6
Jim Carrey hayranlarını tatmin edecek düzeyde bir film diyebilirim. O kendine has mimiklerini ziyadesi ile bulabileceğiniz bir Jim Carrey var sahnede. Ancak ben kendi adıma çok güldüğümü söyleyemem. Sanırım bu, Amerikan komedi anlayışı ile benim komedi anlayışımın çok örtüşmemesinden kaynaklanıyor. Sadece mimiklere dayalı bir komediyi sevemiyorum açıkçası. Yinede sıkılmadan izlenecek bir film. Kahkahalar attırmasa da hoş… 13 numara ile hayranlarını hayal kırıklığına uğratan Carry bu tip Bay Evet gibi filmlerde rol almaktan vazgeçmemeli bence.

Sinema : SONBAHAR
Oyuncular : Onur Saylak
Yönetmen : Özcan Alper
Yer : Meydan Cinebonus
Tarih : 01.01.2009
Puan : 2
Bir film ancak bu kadar sıkıcı olabilir sanırım. Şimdi bu yorumuma filme gidip de beğenenler; “Sanatsal bir film bu, öyle İvedik filmlerine benzemez” diyebilirler. Hayır efendim! Bir filmin ödül alması o filmi istisnasız beğeneceğimiz anlamına gelmez. Sonbahar’da yönetmenin ve senaristin ne yapmaya çalıştığını ne anlatmak istediğini ben açıkçası anlamadım. Sosyalizm davası uğruna ezilenler üzerinden sürekli aynı tip kopya senaryoların sanat filmi diye yutturulmaya çalışılmasından da bıktım. Filmde diyalog yok. Sadece uzaklara dalan oyuncularıyla, Karadeniz manzaraları ile bezenmiş, insanı psikolojik travmaya sokan bir senaryo izledim. Filmin yapımcıları seyirciyi daha fazla ne kadar sıkabiliriz diye iddiaya tutuşmuş sanırım. Filmin konusu ile beyaz perdedeki görünümünün alakası yok. Hapishaneden çıkıp bitmiş akciğerleri ile köyüne dönen Yusuf’un bir kere insanlarla bir diyalogu yok. Evden çıkmayan Yusuf yaşanmamış gençlikleri konuşuyor öyle mi? Pes… Eğer filmde işlenen konu aşk ise bizim daha önce izlediğim aşk filmleri başka bir şey o zaman. Fragmanında kullanılan Karadeniz müziği tamamen seyirci avlamaya yönelik. Zira film boyunca Karadeniz’de hafakanlar geçirirken fonda piyano dinliyorsunuz! Filmin en güzel sahnesi; yakılan ağıt ile bunalımdan kurtulmamızı sağlayan Yusuf’un ölmesi… Klişe bir cümle ile film bir yerlere ithaf edilmiş. Senaryonun öncesi yok gelişmesi yok derinliği yok. Yok, oğlu yok! İzlediğimiz salon en büyük salonlardan biri. Ama bunun da sebebi klima sisteminin arızalı olması bana göre. Başrol oyuncularına getireceğim bir eleştiri yok. Senaryo öyle aman aman bir oyunculuk gerektirmiyor nitekim. Bu filmde iyi oyunculuğun adı iyi bakış iyi geçmişe dalış…

Sinema : YALANLAR ÜSTÜNE
Oyuncular : L.D.Caprio & R.Crowe
Yönetmen : Ridley Scott
Yer : Meydan Cinebonus
Tarih : 29.12.2008
Puan : 6
Bir Russel Crowe hayranı olarak, aynı zamanda aksiyon filmlerinin en önemli yönetmenlerinden Ridley Scott imzası taşıyan bu filme gitmemek olmazdı. Filmi genel anlamda beğensem de beklediğim aksiyon dozajını göremediğimi de belirtmeliyim. Filmin bana göre en dikkat çeken unsuru L.DiCaprio’nun oyunculuğunun her geçen gün yükseldiğini görmekti. Açıkçası Russel Crowe’nin canlandırdığı Ed Hoffman karakterinde öyle aman aman bir rol yok. Sahneler özellikle çöl sahnesi çekimleri çok başarılı. Ridley Scott’un elinden çıktığı belli. Yalanlar üstüne kurulmuş bir Ortadoğu’da Lübnan ve Amerikan istihbaratının stratejisini izliyorsunuz. Kalıplaşmış bazı görüntülerden vazgeçemiyor Amerikan sineması. Buna canım sıkılıyor. Sıkışık Lübnan sokakları.., 50 yıl öncesinin Pazaryerleri görüntüleri... Ajanların cirit attığı bir yerde, DiCaprio’nun oynadığı Ferris karakterinin son model devasa 4x4’lerle dolaşması tuhaf kaçmış. Filmde yine inceden inceye terörizmle İslamiyet’i bağdaştırma fikri olsa da terörizmle ekmek yiyen unsurların bu yol uğruna her şeyi kullanabileceklerini göz önüne sermesi açısından başarılı sayılabilir. Son sahnelerdeki Kuran-ı Kerimi yorumlama farkı da hayli şaşırttı beni. Senarist gerekli ayetleri film boyunca kullanmış. Özetle Ortadoğu’da ve terörizmde hiçbir şey gördüğünüz gibi değil. Çünkü size gösterilenler birer yalandan ibaret…

Sinema : AROG
Oyuncular : Cem Yılmaz
Yönetmen : Cem Yılmaz
Yer : Balıkesir Cinemarine
Tarih : 07.12.2008
Puan : 8
Filmin amacı sizi güldürmek… Ve bunu fazlasıyla başarıyor. Cem Yılmaz AROG’da GORA’dan daha fazla detaylarla ilgilenmiş. Ve bu da filmin görsel kalitesini arttırmış. Ben çok büyük keyif aldım. Hiçbir sahnesinde sıkılmadım ve çok güldüm. Futbol sahneleri filmin en gözde sahneleri. Ancak Arif’in 1 milyon yıl geriden günümüze ulaşma telaşı ile insanları geliştirme çabaları ve buradaki replikler çok iyiydi. Kamp ateşinde “Akdeniz Akşamları” parçasını seslendirmek, Rıdvan’ın “Gol Olur” ifadesi gibi detaylar da cabası. Bizim ülkemizde çok sevilen bir şeyi eleştirmeyi yiğitlik sanan çok insan var. Cem Yılmaz milyonlarca kişiyi bu filmi izlemek için sinema salonlarına çekiyorsa öyle ya da böyle herkesin bir beklentisi var ondan. Ben beklediğimi fazlası ile buldum AROG’dan.

Sinema : DEVRİM ARABALARI
Oyuncular : Taner Birsel & Ali Düşenkalkar
Yönetmen : Tolga Örnek
Yer : Ümraniye AFM Carrefour
Tarih : 03.11.2008
Puan : 8
Bugüne kadar tarihimizde yaptığımız ilk otomobilin benzin olmaması sebebiyle yolda kalması ile gırgır geçtik. Farkında olarak ya da olmayarak “biz kim otomobil kim” diye kendimizi aşağıladık. Geçmişte yaşanan bu tecrübe ile ben bu yaşıma kadar sadece bunu yaptım. İşte bu film beni berbat düşüncemden kurtararak hem utandırdı hem de sevindirdi. Filme emeği geçen tüm insanları yürekten kutluyorum. Bizim hikâyemizi bize böylesine güzel anlattıkları için. Bugün -bir mühendis olarak yazıyorum bunu- hala kendimize ait bir otomobil üretemezken geçmiş ile dalga geçme aymazlığında bu kadar yıl ısrar ettiğim için utanıyorum. Keşke Devrim otomobilinde emeği geçenler bugün aramızda olsa ve ben onların yağlı ellerini öpüp alnıma koysam. Devrim Arabaları size bu şansı veriyor. Gidiniz… Ve bin bir çile ile yokluk içerisinde kotarılan bir başarının hikâyesini izleyiniz. Ve biliniz ki asıl yokluğun inanç yokluğu olduğu bir dönemde yapılan bu otomobil, bu ülke için gerçekten adına yaraşır bir devrim niteliği taşıyordu o zamanlar. Oyuncu kadrosu o yıllara gitmiş. Gerçekten sıfırdan bir otomobil yapmışlar sanki çekimler esnasında. Hepsini kutluyorum. 1961 yılına ait tüm detaylar, eşyalar düşünülmüş. Dönemin fikre muhalefeti de çok doğru işlenmiş. Özünde yapılacak otomobilden ziyade, sonrasında askeri yönetimin belki de dayatacağı bir “fabrika kurun” emrinin yaratacağı sıkıntılar nedeniyle bürokratlar sıcak bakmıyor konuya. Ben her şeyi ile beğendim filmi. Zaman zaman gözlerim dolarak izledim bu emeği. Sizlerde havuz kenarı filmlerine harcadığınız para ve zamandan önce bu filme zaman ayırın derim.

Konser : Erkan Oğur & İ.Hakkı Demircioğlu
Yer : Cemal Reşit Rey
Tarih : 25.10.2008
Kalın ve ince ses ahenk ile bir araya gelir, alt yapısını da ustaca çalınan enstrümanlar oluşturursa ne olur? Erkan Oğur ve İsmail Hakkı Demircioğlu konseri olur. Ustaların gittiğim ilk konseriydi. Yer yine CRR konser salonu. Ancak bu kez dinleyiciler çok disiplinli değildi. Erkan Oğur’un bir iki kelimelik küçük sözlerini bile alkışlayan insanları hazır buldum salonda. Tempo tutulmayacak türkülerde ve üstelik salonun % 99’unun katılmadığı bir alkış temposu mücadelesinde inatla ellerini ve dizlerini şaklatarak atmosferi berbat eden birkaç kendini bilmez seyircide vardı. Bunlar konserin olumsuz yanları… Olumlu yanı ise iki ustanın sahnede çalarken ve söylerken yaşayan performansları… İki ustayı dinlerken şunu hissettim. Üslupları o kadar farklı ki; örneğin 15. yy’da söylenmiş bir deyişi seslendirirken 15. yy’da hissedebiliyorsunuz kendinizi. En azından ben bir dinleyici olarak bunu hissettiğim için şanslı ya da özelim. Konser repertuarındaki sıkıntımı belirtmem gerek sanırım. Ustaların yüzlerce hatta belki binlerce türküyü çalıp söyleyebildiklerine eminim. Hal böyle iken konser genelinin albümlerde söylenmiş parçalardan seçilmesi beni hep üzmüştür. Bu durum genel itibari ile tüm konserler için geçerli bir şey. Ama beni üzüyor. Ben sahnedeki ustalardan farklı çalışmaları, derlemeleri dinlemeyi daha çok seviyor ve arzuluyorum. Ama arz, talebe göre şekilleniyor maalesef.
Sevdiğiniz bir sanatçının konserine gidiyorsanız, konser sırasında istek parça talebinde bulunma edepsizliğini göstermeyin. Mesela bir Musa Eroğlu konserinde iseniz Mihriban’ı çalmasını talep etmeyin. Etmeyin ki usta size hiç dinlemediğiniz bir Karacaoğlan derlemesi dinletsin. Birde türküleri siyasi fikir aracı yapıp alkış potansiyelini buna göre ayarlayan insanlar… Ne olur kendinizi “türküsever” olarak nitelemeyin.

Sinema : KARTAL GÖZ
Oyuncular : Shia LaBeouf & M.Monaghan
Yönetmen : D. J. Caruso
Yer : Ümraniye AFM Carrefour
Tarih : 10.10.2008
Puan :7
Başarılı bir aksiyon filmi izledim. Baştan sona aksiyon ve kovalamacanın dozunun hiç düşmediği, bu tür filmler için beklenen adrenalini layığı ile salgılayan bir senaryo. Başrol oyuncuları da filmde olumsuz yönde sırıtmıyor. Belki çok ünlü değiller ama senaryonun hakkını vermişler. Ulusal güvenlik adına tasarlanan bir bilgisayar ağının ülkenin tüm elektronik sistemlerine hakim olması ve bu hâkimiyet ile sıradan vatandaşlara ölümcül görevler yüklemesi ile kovalamacanın içine giriyorsunuz. Terörist olarak nitelendirilen başrol oyuncuları, Aria programının emirlerine uyarak ortalığı birbirine katarken, peşlerindeki tüm güvenlik birimlerinin kıskacından da kaçmak zorunda kalıyorlar. Gidecekler için bu kadar özet yeter sanırım Senaryo saçma olabilir. Tabiî ki teknoloji hangi noktaya gelirse gelsin bir bilgisayar programı ipleri eline filmde anlatıldığı gibi alamaz. Yalnız günümüzdeki takip teknolojisinin ne noktalara geldiğini de biliyoruz. Telefon dinlemeleri sıradan geliyor artık bize. Tünellerden geçerken radyo frekansınıza “farlarınızı yakın” uyarısı gelebiliyor mesela artık. Ama bu filmi izlerken bu olmayacak şeye takılıp sinema keyfinizi kaçırmayın derim. Önemli olan senaryonun iyi kurgulanması ve size keyifli bir seyir zevki vermesi. Ben çok keyif aldım. Gidenlerde pişmanlık yorumları yapmayacaktır.

Sinema : ORİJİNAL CİNAYETLER
Oyuncular : Robert De Niro & Al Pacino
Yönetmen : Jon Avnet
Yer : Ümraniye AFM Carrefour
Tarih : 03.10.2008
Puan : 5
Kesinlikle klişe bir film. İki dev oyuncu, senaryo ve kurgunun fukaralığı sebebiyle yapımı kurtaramamış dersek abartmış olmayız. Her şeye rağmen Robert De Niro ve Al Pacino’yu aynı filmde izlemek çok hoş. Sinemaseverlerinde sorgusuz sualsiz sadece bu iki isim hürmetine filme gittiğine eminim. Film hakkında yapılan yorumları okumadan gittim sinemaya. Devlerin hürmetine yorum falan okumadan tuttum sinemanın yolunu. Filmin ortalarına gelmeden asıl cinayetleri işleyenin Al Pacino olduğunu düşünmek çok can sıkıcı oldu benim için. Bunu hissettikten sonra film daha bir klişeleşti ve sınıfta kaldı. Oyuncular bu kadar fakir bir senaryoda ellerinden geleni yapıyor. Ama sakın bir Baba serisi oyunculuğu beklemeyin. Filmde beni rahatsız eden diğer konu Robert De Niro’ya “Türk” denmesi. Senarist yarattığı karakterin acımasızlığını ön planda tutmak için mi böyle bir ucuzluğa gitti diye merak ediyorum.

Sinema : SOKAĞIN KRALLARI
Oyuncular : Keanu Reeves & F.Whitaker
Yönetmen : David Ayer
Yer : Ümraniye AFM Carrefour
Tarih : 24.04.2008
Puan : 7
Klasik bir Amerikan emniyet dünyasının sorgulandığı filmle karşı karşıyayız. Aksiyon yönü genel olarak yoğun bir silahlı çatışma sahneleri ile derlenmiş polisiye bir film. Tom Ludlow rolü ile karşımıza çıkan Keanu Reeves’i film boyunca alkol yudumlarken izlemek oldukça keyifsiz olsa da filmi türünün hakkını vermesi bakımından beğendiğimi söyleyebilirim. Ludlow’un o dizginlenemez sertliğini kullanan polis teşkilatına gerçekleri anlamaya başladığında baş kaldırmasıyla filmin aksiyon dozu ikinci bölümde artıyor. Diğer başroldeki Forest Whitaker’inde performansı gayet iyi. Keanu Reeves Matrix serisi ve aşk filmlerinden sonra kendini bu türde kanıtlamış bana kalırsa… Filmin müzikleri de ayrı bir tebriki hak ediyor. Ve bana göre bu tür filmlerin aksiyon dozunu en fazla hissettiren olgunun müzik olduğu da bir gerçek.

Tiyatro : Bernarda Alba'nın Evi
Yer : Ümraniye Sahnesi
Tarih : 14.03.2008
Puan : 7
Televizyon ekranlarında evlerimize dizilerdeki rolleriyle konuk olan oyuncuları sahnede izlemenin tadı başka bir tat. Tiyatro sanatıyla uğraşan oyuncular bu sanata olan aşklarını perdeye olanca güçleriyle yansıtıyor. Federico Garcia Lorca’nın kaleminden çıkan oyunun hakkını veren tiyatrocular izledik. Bernarda Alba; soylu, yoksul halkı aşağı tabakadan gören kocasının ölümüyle bekar olan 5 kızına hayatı zindan eden anlayışta bir anne. Evlenme yaşını çoktan geçmiş kızlarının en küçüğü Adele’nin aşkı uğruna ölüme giden dramını anlatıyor oyun. Kızlarının tamamını erkeklerden soyutlanmış bir baskıyla idare etmeye çalışan annenin ve bu erkeksiz, aşksız bir dünyada her biri kendi içinde fırtınalarla mutsuzlukla dolu bir hayat süren kardeşlerin psikolojik savaşına tanık oluyorsunuz. Oyunda erkek oyuncu yok. Dekor çok güzel tasarlanmış. Oyuncuların tamamı rollerine hakim. Yabancı Damat dizisinde Aysel rolü ile tanıdığımız Aslı Nimet Altaylar, Adele rolüyle oyunun içinde en fazla dikkat çeken oyuncu diyebilirim. Tabi Bernarda Alba rolündeki Ayça Telırmak’ı da unutmamak gerek.

Sinema : RECEP İVEDİK 1
Oyuncular : Şahan Gökbakar
Yönetmen : Togan Gökbakar
Yer : Ümraniye AFM Carrefour
Tarih : 10.03.2008
Puan : 8
Şahan Gökbakar’ın TV programını pek izlediğim söylenemez. Ön yargıdan değil, programın günü ve saatinin sıkıntısıydı o dönem bu izlememezlik. Bu nedenle Recep İvedik karakteri ile ben sinema salonunda tanıştım. Güldüm mü? Evet, çok güldüm. Recep İvedik’in kroluğuna değil Şahan’ın repliklerine güldüm. Film güldürme misyonunu layığı ile yerine getiriyor. Dertsiz tasasız son derece komik bir film. Ayrıca filmin müzikleri de enfes. Gitmeyenlere tavsiye edilir. Sinema izleyicilerinin beğenmemek adına beğenenleri eleştiren yaklaşımını saçma bulduğumu da söylemeliyim. Bu filme giden ve sanatsal yönden tatmin olmadıklarını beyan edenler sanırım bir başyapıta gittiklerini zannediyor. Recep İvedik bir karakter filmi. Bu karakteri normal hayatta kimse tasvip etmeyebilir. Ama karakter komik bir karakter. Ve insanlar gülmekte haklı ve özgürler. Mr Bean gibi bir karakterde yok İngiltere’de. Ama bu karaktere de çok gülüyoruz. Recep İvedik’i kullanarak toplumsal mesaj verme yarışına girenleri, Recep İvedik kadar komik bulduğumu söylemeliyim.

Konser : Erol Parlak
Yer : Cemal Reşit Rey
Tarih : 09.03.2008
Son albümü Yalınkat ile sevenlerinin karşısına geçtiğimiz aylarda çıkan Erol Parlak’ın “Aşk İle” ismini verdiği konseri soyadına yakışır bir parlaklıkta geçti. 3 saat süren konserin özellikle Kırşehir tavrını icra ettiği, daha çok Bozlak havalarını seslendirdiği bölümde izleyici konsantrasyonu biraz bozuldu diyebilirim. 2 bölümden oluşan konserin ilk bölümü 2 saatten fazla sürünce diğer bölümde tezenesiz bağlama çalma teknikleri konusunda çok değerli çalışmaları olan sanatçının bu teknikleri icra ettiği bu bölüm oldukça kısa sürdü. Buna sevgili Erol Parlak’ın konserin 1. bölümünde kendini kaptırması sebepti aslında. Ağrı doğumlu bir sanatçı olarak Kırşehir tavrına olan sevdasını bir dinleyicisi olarak bilir ve takdir ederim. Ancak bana göre Erol Parlak bozlak gırtlağına sahip değil. Bu nedenle enstrüman tavrını hakkıyla yerine getirip türküyü bozmadan doğru yorumlasa da sesinin rengi nedeniyle bir yerden sonra bu tavırda sıkıldığımı söylemeliyim. Kırşehir tavrı öncesi Kısa sap düzeninde icra edip söylediği bölüm izleyici olarak daha büyük keyif aldığım zaman dilimiydi. Üniversiteyi Kütahya’da okumuş biri olarak bu yörenin Hisarlı Ahmet’ten bize ulaşan, o çalıp okuyanı vezir etme potansiyeli kadar rezil etme potansiyeli de oldukça yüksek olan türkülerden “Ben Kendimi Gülün Dibinde Buldum” eserinin hakkını veren, son albümünde benim en çok sevdiğim “Şu Dağların Başında” isimli türküyü seslendiren, yine son albümünde “Eller Güldü Ben Gülmedim” isimli parçaya yaptığı açışı “neden albümüne koymadı” diye hayıflandığım hocaya yakışır güzellikte bir konserdi. CRR konser salonunun o çıt çıkarmayan özel seyircisini de bir kez daha tebrik ediyorum. Bir konserin nasıl izlenmesi gerektiğini bilen bir sanatsever topluluğu hakimdi konser akşamı.

Sinema : AMERİKAN GANGSTER
Oyuncular : Denzel Washington & Russell Crowe
Yönetmen : Ridley Scott
Yer : Ümraniye AFM Carrefour
Tarih : 24.01.2008
Puan : 8
İnternette film hakkında yapılan olumlu-olumsuz yorumları okudum filme gitmeden önce. Danzel Washington ve Russell Crowe gibi oscarlı ve hayranı olduğum iki aktörün rol aldığı, Ridley Scott gibi aksiyon ustası bir yönetmenin elinden çıkmış bir filme kayıtsız kalmak olmazdı kendi adıma. 156 dakikalık sürede filmden koptuğum hiçbir zaman dilimi yok. Senaryonun gerçek bir hikâyeden uyarlanması da bu tip filmler için bana daha bir cazibeli geliyor sinemasever olarak. Uyuşturucu ticaretini ve piyasasını alt üst eden Frank Lucas’ın (D.Washington) Amerika’nın polis teşkilatı ve ordu içlerine kadar bulaşmış bir rüşvet ve uyuşturucudan pay kapma savaşının ve tüm bu kokuşmuş ortamda temiz kalmayı başarabilen Richie Roberts’in (R.Crowe) akıcı senaryoda satranç oynamasını zevkle izledim. Amerikan sinemacılığının kendi kurumlarını yerine göre oldukça sert şekilde eleştiren senaryolara imza atmasını hayranlıkla izlerim her zaman. 1968’de geçen konu için sırıtan hiçbir şey yok. Dönemin müziği, giyim kuşamı, eğlence anlayışı, otomobillere kadar tüm ayrıntılar yine Amerikan sinemasının titizliğini gözler önüne seriyor. Çok başarılı bir film.

Sinema : KABADAYI
Oyuncular : Şener Şen & K.İmirzalıoğlu & R.Öztekin
Yönetmen : Ömer Vargı
Yer : Ümraniye AFM Carrefour
Tarih : 07.01.2008
Puan : 7
Senaryosu her ne kadar klasik olsa da Şener Şen ustalığı için izlenmesi gereken bir film. Fukara babası olarak bilinen Ali Osman (Şener Şen) geçmişteki karanlık hayatına sünger çekip sakin bir hayat sürerken oğlunu bulur yıllar sonra. Oğlu için eline silahı tekrar alması gerekir. Filmin özeti bu. Şener Şen'in o her rolün üstesinden gelme yeteneğine hayran olmamak imkânsız. Bu tarz filmlerin olmazsa olmazı olan racon konuşmaları özellikle Şener Şen'in ağzından muhteşem. Şener Şen'in o bizi güldüren, Kemal Sunal'a "Höst Ulan Hayvan!" diye bağırışını hepiniz bilirsiniz. Aynı “höst”ü bu sefer kabadayı rolüyle hasmına çekince güldürmüyor, donduruyor. Ve Şener Şen bana göre yakışıklı ve karizma olan çoğu jönden çok daha fazla karizmaya sahip bu tip roller için. Filmde kötü adam Devran'ı canlandıran Kenan İmirzalıoğlu’nun oyunculuğu da Şener Şen kadar iyi. Oyunculuğuna çok şey katmış İmirzalıoğlu. Çok iyi bir kötü adam oynamış. Rasim Öztekin'in "Sürmeli" karakteri de filmin en başarılı motifi. Kesinlikle ayakta alkışlanacak bir oyuncu Rasim Öztekin... Filmin verdiği mesajın ucu Derin Devlet-Mafya-Polis Teşkilatına uzanan bir suç örtbas etme zincirine denk düşüyor aslında. Bol seyirler.

Konser : Çetin Akdeniz
Yer : Cemal Reşit Rey
Tarih : 26.12.2007
Bağlamayla amatör ya da profesyonel anlamda uğraşan herkesin tanıdığı, tanımayanın bağlama ailesi ile arasında bir ilişkinin olmadığı bir isimdir Çetin Akdeniz. Bağlama tınısına merak sardığım Ortaokul çağlarında bu kadar manyakça nasıl çalınır diye diş bilediğim sevgili Çetin Akdeniz'i ilk kez canlı izleme fırsatım oldu. Bu adam, bağlama ailesinin tümünü her düzende hız ve süsleme rekorları kırarak icra eden babası da bağlama ustası olan Ragıp Akdeniz'in oğludur. Hemen hemen pop müzikle ilgilenen sanatçıların kasetlerine bile Çetin Akdeniz eşlik etmiştir çoğu zaman. Tabi bu anlamda Güray Hafiftaş ve İsmail Derker'i de unutmamak gerek.
Çetin Akdeniz'in hayatındaki ilk CRR konseri olması sebebiyle her ne kadar onu konserde yalnız bırakmayan hocalarını ve sanatçı dostlarını alkışlatma merasimini biraz fazlaca abartsa da şahsım adına çok keyifli bir konserdi. Kısa sap düzenindeki icralarını yüzlerce kez kasetlerinden dinleyen her dinlediğimde de süratli ve büyük temizlikte çalınışına gıcık olduğum Akdeniz'in, Misket, Fidayda, Bozuk ve Müstezat düzeninde çaldığı ezgiler muhteşemdi. Deli Derviş Ayağı, Kaytağı, Kadıoğlu Zeybeği ve finalde ritmi verebilmek için mızrap tekniği geliştirdiği Kafkasların Şeyh Şamil'inin tadına doymadım. Doyan olduğunu da sanmıyorum. Bağlama enstrümanının başka hiçbir enstrümanda olmayan o devasa ses aralığı ve akort düzenini müzikle uğraşan hereksin bilmesi gerek. Ayrıca Çetin Akdeniz'in "Kültüre Sahip Çıkma" adına söylediği sözleri de yeni nesilde türkülere burun kıvıran zavallıların duyması gerek.

Sinema : AVUKAT
Oyuncular : George Clooney
Yönetmen : Tony Gilroy
Yer : Ümraniye AFM Carrefour
Tarih : 13.12.2007
Puan : 3
Büyük bir şirket hukuku bürosunda çalışan Michael Clayton (George Clooney) her türlü kirli işleri örtbas eden, dalında bir numara olan bir avukattır. Kumar merakı ve işletemediği bir bar nedeniyle borç batağında olan Michael, çalıştığı büronun en büyük müşterilerinden biri olan tarım ilacı U/North firmasının insan sağlığına zararlı olmasına rağmen mahkemelerde firmanın ceza almamasını sağlayan diğer avukat Arthur'un en yakın arkadaşıdır. Arthur, yıllarca haksız olmasına rağmen savunduğu firmanın kirli işlerini açığa çıkarmak için kolları sıvar. Bu süreçte psikolojik sorunları olduğu izlenimi verilerek ortadan kaldırılan Arthur'un ölümü Clayton'ın da kendi avukatlığını sorgulamasına sebebiyet verir. Devamını sinemada ya da DVD'de izleyin. Film sürükleyicilik açısından başarılı değil. Özellikle Clayton'un avukatlığını sorgulayıp haklı cepheye geçmesi ile hukuki bir mücadele başlamıyor. Bir iki sahnede final geliyor. Çok olağanüstü bir rol gücüne gerek olmayan vasat bir film. Televizyon'da çıksa kesinlikle 15 dakikada başka kanala geçerdim.

Konser : Cengiz Özkan
Yer : Cemal Reşit Rey
Tarih : 15.11.2007
Türkiye'de Cengiz Özkan'ı belki gerçek Halk müziği ve türkü tutkunları tanır. Şu dönemlerde bir dizide (Pusat) yardımcı bir rolde de oynayan Özkan, mütevazi yüzü, o yanık sesi ile her söylediği türküde ağlatacak kadar etkiler sizi. Bağlama ailesindeki enstrümanları ziyadesi ile çalan Cengiz Özkan'ı ilk kez canlı dinledim. Stüdyolarda albümlerini seslendirirken teknolojiden yararlanmadığına şahit oldum. Bir ses bu kadar doğru kullanılır. Bir saz bu kadar temiz çalınır. Ve türküler bu kadar duygulu seslendirilebilir. Konserde sahnesini okul yıllarında beraber dirsek çürüttüğü şimdi hoca olan arkadaşları ile paylaşması; Kaval, Kabak Kemane, Gitar, Tambur eşliğinde bazı türküleri yorumlaması biz seyirciler için çok güzel bir sürpriz oldu. Özkan'ın yıllarını beraber geçirdiği Kaval üstadı Sayın Cihan Yurtçu'yu da bu sayede tanıdık. O bizim hep bağlama çalarken gördüğümüz Engin Arslan'ın aslında zamanında bir tambur öğrencisi olduğunu da yeni öğrendik.
Son solo albümü olan Gelin albümünden parçaların ağırlıkta olduğu bir konserdi. Bu albümde en fazla severek dinlediğim "Çığrışır Bülbüller" adlı türküyü söylememesine üzüldüm. Aslında konser bittiğinde muhakkak bir şeyler eksik kalacaktı ve kaldı. Cengiz Özkan'ın öyle bir sesi var ki 24 saat sıkılmadan dinleyebilirsiniz.

Fuar : 26. İstanbul Kitap Fuarı
Yer : TÜYAP
Tarih : 03.11.2007
343 bin ziyaretçinin katıldığı fuarda olmak hoştu. Ancak nüfusu 13 milyon olan bir kentte bu rakamın ne kadar tatmin edici olduğunu ülkenin kitapla olan husumetine vermek gerek. Fuara, bitimine 1 gün kala ve Cumartesi günü gitmemiz sebebiyle bazı yayınevlerinin stantlarına ulaşmak mümkün olmadı. Oldukça kalabalık ve yürümeye mümkün olmayan stantlara uzak durdum açıkçası. Kitaplarını genellikle internetten satın alan birisi olarak fuarda tabiî ki kitap satın aldım. Ancak bundan sonra hafta sonuna denk getirmemek gerektiğini bir kez daha anladım böylesine fuarların...
Tecrübeyle sabittir ki yazarların zamanla farklı yayınevleri ile anlaşmasının sonucu olarak kitap fuarlarında aynı eserin birkaç yayınevinin stantlarında sergilendiği durumlar mevcut. Sizde bu durumda benim gibi en son anlaşılan yayınevine gidipde o sevdiğiniz yazarın kitabını hemen satın almayın. Zira geçmiş yayınevlerinin stoklarında kalmış aynı yazarın eserlerinin satış fiyatının yarı yarıya düşük olduğunu görüp pişman olursunuz. Eklemem gereken bir notta isim yapmış yayınevlerinin kitap satışları internetten daha pahalıya geliyor. Bu da bu yayınevlerinin ayıbı. Ben internette satın almayı planladığım kitapların fiyat listelerini çıkarıp gittim fuara. İnternette daha ucuza satılan hiçbir kitabı da satın almadım. Sizde bu şekilde gidin fuarlara ki yayınevleri okuyucuların bilinçlendiğini anlayıp kısa günün karı pozisyonlarına girmesinler
SANGOK

